ORTAÇAĞ ŞEHRİ PRAG

Orta Avrupa turunda 2. durağımız Prag! Vltava Nehri üzerine kurulu, Çekçe adı ‘Praha’ olan bu Ortaçağ şehri, kalesi, kuleleri, UNESCO tarafından koruma altına alınan eski kent meydanı (Old Town) ve siyah faytonları ile bizi karşılıyor. Ne mutlu ki dünya savaşından en az hasarla çıkan yerlerden biri olan bu şehir gerçekten kartpostal kıvamında bir yer. 2-3 gün de şehrin tüm güzelliğini keşfedebilirsiniz. Yalnız oldukça serin bir yer olduğundan, hava durumunu takip edin ve hazırlıklı gelin derim 😉

Öğle saatlerinde geldiğimiz Prag’da öncelikle kaleye giriş yapıyor ve rehberimizin peşinde grup halinde ilerliyoruz. Merak etmeyin bir tek kaleyi tur arkadaşlarımızla gezip sonra yine tek başımıza özgürce şehri keşfedeceğiz 🙂

IMG_6850

Yukarıdaki fotoğrafta rehberimiz Kemal bey kalenin krokisini anlatıyor. Kale diyince surlarla çevrili, hendekli yapılar arıyor gözlerimiz ama Prag Kalesi (Prazsky Hrad) modern devlet dairelerinden oluşmakta şöyle ki Çek Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanlığı binaları burada yer alıyor. Lesser Town olarak adlandırılan bölgede bakanları hatta cumhurbaşkanını işe gidip gelirken görebilirmişsiniz. Biz Kemal Bey’in yalancısıyız 🙂

IMG_6854

Kale aynı zaman da Aziz Vitus Katedrali’ne ev sahipliği yapıyor. Ertesi gün katedrali ayrıntılı bir biçimde sakince ziyaret edeceğimizden ayrıntıları da sonraya saklıyorum 🙂

Prag kalesi aslında kendi içinde bir mahalle gibi düşünülebilir. Birçok avlu ve sokaklardan oluşuyor. Hala surları aramayın lütfen, resmi bayrakları takip edin 🙂

IMG_6858 IMG_6859 IMG_6864Bu arada Prag Viyana’dan sonra daha ekonomik gelecek. Hiç üşenmedim ve merkez bankası döviz kurlarından sizin için baktım, şu an itibariyle 1 Euro = 27 ÇZK (Çek Korunası), fakat, bozdururken dikkatli olmakta yarar var, alış ve satış farklı oluyor. Hesap makinesinde hesaplanmış halini görmek isteyin. Eski kent meydanında exchange ofisleri görebilirsiniz. Bu ofisleri kullanmanızı öneririm. Biz kale dönüşünde rehberimizin önerdiği hediyelik eşya satan bir dükkanda biraz euro bozdurup daha sonra ofislerden koruna edindik.

Kaleden dönerken, tarihi binalara, güzel köprülere şöyle bir göz atarak (nasılsa yarın ayrıntılı gezeceğiz ya!) Astronomik Saat ve Tyn Kilisesi’nin de bulunduğu şu UNESCO tarafından koruma altına alınan Eski Meydan’a ilerliyoruz. Yalnız, ışıl ışıl ortamın tok karınla keyfi çıkar diyoruz ve ara sokakta karşımıza çıkan ‘Bodrum Döner’e girip mercimek çorbamızı bir güzel içip dönerimizi yiyoruz 🙂

Meydan, aylardan Kasım (yani oldukça soğuk) olmasına rağmen kalabalık. Yaz aylarında burada adım atmaya yer olmadığı söyleniyor. Pandomimcilerin, müzik gruplarının ve sanatçıların da uğrak yeri. Yan yana sıralanmış tarihi binaların altında da çeşitli kafeler ve restoranlar yer alıyor. Bu yerlerde oturup kendinize kış ayı ise kahve, yaz ayı ise bir Çek birası ısmarlayıp ışıl ışıl görüntünün keyfini çıkarabilirsiniz.

Eski Meydan (Old Town)’a geldiğimizde ise Tyn Kilisesi ışıltısıyla belli ediyor kendini. 1511 yılında tamamlanan bu Protestan Kilise, şehrin en önemli yapılarından biri sayılıyor. Bu yapıların ışıl ışıl görüntüsünden sonra Prag için neden ‘Masal Şehri’ yakıştırması yapıldığını anlayacaksınız 🙂

Şehrin bir diğer simgesi de aşağıdaki fotoğrafın sol tarafında gördüğünüz Belediye Binası’nda yer alan, 12 saat dilimini ve 12 burcu gösteren ‘Astronomik Saat’. Her saat başı 1 dakikalık animasyon ile -animasyon tahtadan yapılma havari figürlerinin pencerede görülmesi ve saatin üzerindeki figürlerin hareket etmesiyle başlıyor-  turist kalabalığını başına topluyor. Buna biz de 2 kere dahil olduk 🙂 Animasyon sırasında beliren 4 figür göreceksiniz, aynalı figür kendini beğenmişliği, elinde altın kesesi tutan figür açgözlülüğü, mandolin çalan figür keyif ve eğlenceyi, iskelet ise tahmin ettiğiniz üzere ölümü simgeliyor. Astronomik Saatin oldukça derin mesajları var yani, mutlaka bir gösteriye denk gelin derim 😉

IMG_6882

Otelimiz şehrin oldukça dışında ve malesef en son metro gece 22.00’de bittiğinden vakitlice otelimize dönüyoruz. Yarın uzun bir gün bizi bekliyor olacak.

Bizim ‘Kuvvetli Tabanlar’ ekibimizin gezi stiline alışmışsınızdır artık 🙂 Sabah olabildiğince erken kalkıp bir an önce şehri keşfetmeye adıyoruz kendimizi. Prag’da ki 2.gün de aynı şekilde sabah 08.00 kalkış, sıkı bir kahvaltı ve görülecek yerlerin listelenmesiyle başlıyor 🙂

Metroya atladığımız gibi Wenceslas Meydanı’nda (Václavské náměstí) iniyoruz. Burası Ulusal Kütüphanesi’nin önünde uzanan meydan oluyor. Muztek, Museum metro durağında inebilirsiniz. Orta Çağ döneminde at pazarı olarak kullanılan bu büyük meydan tarihte birçok önemli olaya tanıklık yapmış. Bunlardan biri 1989 yılında halkın polis şiddetini protesto etmesiyle Kadife Devrim’in gerçekleşmesi ve bu olayın komünizmin yıkılmasına neden olmasıdır.

meşhur caddesi

Cadde boyunca sinemalar, restoranlar, oteller ve çeşitli sanat galerileri görebilirsiniz. Vaktiniz varsa Ulusal Müzeyi ziyaret edebilirsiniz. Burası birçok tarihi yere de yakın mesafe de bulunduğundan mutlaka listenize alın ve kırmızı tramvay ile fotoğraf çektirin 🙂

IMG_6916

Wenceslas Meydanı’ndan aşağıya doğru kıvrılıp caddenin bittiği yerden sağa sapıyoruz. Mağazaları geride bırakıp tiyatro binasını ve Prag’ın en eski şehir kapısı sayılan gotik kuleyi (Prašná brána ya da Powder Tower) fotoğraflıyoruz. Kule yapıldığı 1400’lü senelerde saraya bağlantılı iken sarayın taşınmasıyla barut deposu olarak kullanılmış. Eski şehir meydanına çok yakın bir yerde bulunuyor.

kule 1Old Town’ a sapmayarak yahudi mahallesine doğru ilerliyoruz. Bu mahalle VItava Nehri ile Eski Şehir Meydanı arasındaki bölgede yer alıyor. Buradaki yahudiler malesef toplama kampına gönderilmiş, fakat bu mahalleye dokunulmamış bu sebeple binalar orijinalliğini koruyor. Bunlardan biri Pinkas Sinagog’u. Toplama kampına gönderilip hayatı kaybeden insanların isimleri duvarlarda sergilenmekte. Ayrıca Terezin Kampı’ndaki insanların mektupları da burada sergileniyor.

IMG_6943

Bir diğer görülecek yer yahudi mezarlığı olsa gerek, yahudilerin başka yerde yaşamalarına izin verilmediği gibi ölülerini de sadece tek bir yere gömmelerine izin verilmiş. İnsanların bu mezar alanına üst üste gömüldüğü söyleniyor. Vaktiniz var ise ziyaret etmenizi öneririm.

Yahudi mahallesinden çıktıktan sonra elimizde harita dün gittiğimiz ama uğramadığımız St. Vitus Katedrali’ne doğru ilerliyoruz. Karşımıza Altın renkli çatılı, 19. yy’ın sonlarında inşa edilmiş tiyatro binası çıkıyor. Geldikten sonra gece ışıklandırılmış haliyle çok güzel göründüğünü öğrendim, biz göremedik, darısı size 🙂

IMG_6950

Katedral kalenin içinde yer aldığından VItava Nehri’ni aşıyoruz ve uzaktan Karl Köprüsü’ne el sallıyoruz. Hava Kasım ayından dolayı biraz puslu, binaların da Ortaçağ’ı yansıttığını söylersek, gayet gri bir atmosfer var şehirde ama geceleri masal gibi orası ayrı 🙂 Aziz Vitus Karedrali’ni ziyaret edelim dönüşte köprünün tadını çıkaracağız 🙂

IMG_6966Yolları arşınlayıp köprüleri geçip kaleye tırmanıyoruz (abarttığıma bakmayın şehir küçücük 🙂 ) Öğrendiğiniz üzere kale bizim bildiğimiz kalelerden değildi bahsetmiştim. Azıcık yokuş çıkıp aralarda da mola verip şehri tepeden fotoğraflıyoruz.
IMG_6975

Aziz Vitus Katedrali Prag’ın en ünlü ve en gösterişli katedrali sayılıyor. Gotik ve Barok tarzının karışımı olan kasvetli ama bir o kadar da görkemli katedralin yapımına 1300’lü yıllarda başlanmış ama neredeyse 600 yıl sonra tamamlanmış. Birçok kral ve kraliçenin taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmış. Şu anda da kilisenin altında kral mezarları bulunmaktaymış.

IMG_6995 IMG_7008

Kiliseye giriş ücretsiz, içerisini ziyaret etmeden önce dış yapısındaki dışarıya doğru sarkan çeşitli yaratıkları göreceksiniz. Bu simgeler aslında dışarının kötülüğünü belirtip insanları kiliseye çağırıyormuş.

IMG_6870

Katedralin içi ise uzun sütunlar ve çeşitli renkli vitraylar ile çevrelenmiş durumda. Çoğu kiliseden farklı olarak cam sanatı burada oldukça hakim. Renkli camlarda birçok anlatım görebilirsiniz.

katdral süs

Kiliseden çıkıp kalenin ara sokaklarından Karl Köprüsü’ne (Charles Bridge) doğru yol alıyoruz artık. Yalnız bu kalenin alt tarafı yani meşhur köprünün Old Town değil de diğer ayağına doğru düşünün, işte o mahalle çok canlı bir mahalle. Oldukça kalabalık! Bir sürü kafe ve restoran bulabilirsiniz.

IMG_7027 IMG_7028

IMG_7030

Biz de ‘bir şeyler atıştırma ve dinlenme’ hakkımızı Trdelnik yapan bir kafeden yana kullanıyoruz hem de yanında sıcak şarapla 🙂 Trdelnik bu bölgenin  meşhur tatlısı sayılıyor. Kek tarzı hamur tarçın, ceviz ve şekere bulanarak kızgın şişlere geçiriliyor ve sonra da odun ateşinde pişiriliyor. Krep gibi isterseniz reçelle, isterseniz sade ve isterseniz tabii ki nutella ile yiyebiliyorsunuz. Yanında da kahve ya da sıcak şarap mis 🙂

Bizim katedral dönüşü rastgele girdiğimiz kafe çok sevimli ve minicik bir yerdi. Aşağıda fotoğraftan adını görebilirsiniz. Alanında en iyisi mi bilemiyorum ama keyif yapmak için güzel yer 🙂 Şehrin kabataslak krokisini de ek hizmet olarak verelim. Şu an nerede olduğumuzu anlayın diye 🙂 Nehrin sol tarafında Karl Köprüsü’ne çok yakın bir yerdeyiz 😉

tredelnik

Yeterli enerjiyi topladıktan sonra şehrin en bilinen simgesini yani Karl Köprüsü (Charles Bridge)’ne geliyoruz. 1357 yılında Kral IV. Karl tarafından Mimar Peter Parler’e yaptırılan köprünün her iki ucunda kuller bulunuyor. Bunlardan biri Old Town Tower (Eski Kent Meydanı), diğeri de Lesser Town Tower (şu hareketli dediğimiz mahalle buradan başlıyor işte). Köprünün yapımında taş blokların daha sağlam birbirine bağlanması için yumurta kullanıldığı söylense de bilimsel bir kanıtı bulunamamış 🙂

Köprünün üzerinde orijinalleri müzede sergilenen 30 tane heykel bulunmakta. 1700 yılında dikilen bu heykellerin en önemlilerinden biri Aziz John Nepomuk Heykeli… Kralın, eşinin günahlarını anlatmayan Azizi buradan aşağıya attırdığı ve Aziz Nepomuk suya düşünce göğe doğru yıldız yayıldığına dair söylentiler var. Paparazzi kısmını bilemiyoruz ama en popüler heykel olduğu kesin; çünkü, turistler bu heykele ellerini sürüp dilek diliyorlar. Siz de başında altın renkli yıldızlar bulunan heykeli görünce elinizi sürüp dilek dilemeyi unutmayın, belki tekrar Prag’a gelirsiniz 🙂

IMG_7042

IMG_7036

Aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz heykelin de Osmanlı bekçisi ya da gardiyanı olduğu söylenmekte. Osmanlı’yı temsil eden göbekli ve bıyıklı heykel, zindanı beklerken, zindanın üzerindeki 3 azizin zindanda ki hristiyan esiri beklediği tasvir ediliyormuş.

IMG_7041Yazının başında da belirttiğim üzere Kasım ayının ortalarında olmamıza rağmen ciddi bir soğuk var ama bu soğuğa rağmen köprü cıvıl cıvıl… Ressamlar, müzik yapan gruplar, kartpostal boyayan sanatçılar ile biz gibi meraklı turistler çok güzel bir görüntü katıyor köprüye. Yalnız güzel fotoğraflar yakalamak isterseniz tam akşam saatlerinde köprü ışıklandırılmaya başladığında gelmenizi öneririm ya da insanlarda dolayı bir türlü istediğiniz fotoğrafı çekemiyorsanız sabah saatlerinde sakinken gelin 😉
IMG_7081 IMG_7084

Köprünün Lesser Town tarafına yakın hemen aşağıya baktığınızda görebileceğiniz çok tatlı bir köşe var! Kilitlere karşı bir sempatim olduğundan koşarcasına gidip zamanım ve Okan’ın sabrı yettiğince kilitleri inceliyorum 🙂 Siz de burada güzel bir kare yakalayıp hemen dibindeki şirin kafede dinlenebilirsiniz.

IMG_7062IMG_7063

Köprünün Old Town kısmından çıkarak ara sokaklara dalıyoruz. Yine şirin mi bir kafe bulup sıcacık bir çikolata içip azcık uyukluyoruz. Her mevsim gezmek güzel ama soğukta gezmek bazen yorabiliyor 🙁 Yalnız kafenin adını hatırlamıyorum ama rezervasyonla alıyormuş, biz çatkapı gittiğimizden 2 saat sonraya gelecek bir müşterinin masasına oturup gelmelerine yakın da kendimize laf ettirmeyelim diye kalkıyoruz. Viyana’nın pahalılığından sonra, hem para biriminin euro karşısındaki düşüklüğü hem de yeme içme fiyatlarının görece daha uygun olduğundan ekonomik açıdan rahat edebileceğiniz bir şehir burası 🙂

Hava soğuk moğuk ama şehrin gece görünüşü harika be dostlar! Tekrar tekrar söylüyor olabilirim ama ‘Masal Şehri’ yakıştırması şehrin sadece gece görüntüsünden bile ortaya çıkmış olabilir 🙂 Meydan da turlayıp Astronomik Saatin bulunduğu kuleye çıkıp şehrin manzarasını izliyoruz. Kişi başı 3-5 euro bir şeydi (Yurtdışı kuralını unutmayın: Euro = TL), kuleye mutlaka gece çıkın ki ışıl ışıl manzarayı seyredin derim. Eski Kent Meydanı’nın Aralık ayında Noel Pazarı kurulduğundan, yaz aylarında da sürekli bir aktivite olduğundan çok kalabalık olduğu söyleniyor. Yalnız bu meydan da yankesicilere dikkat etmek gerekiyormuş, haberiniz ola 😉

IMG_7140 IMG_7156

IMG_7160

Yüzünüzü Tyn Kilisesi’ne dönün, kilisenin sağ tarafından ilerlerken, yine sağ bir sokakta ki Givonni Pizzacısını göreceksiniz. İşte biz 2 gece de burada yedik. Bodrum dönercisine ihanet ettik ama sorun neden ettik 🙂 Hemen açıklayayım: tur rehberi bizi kendi halimize bırakırken yemek konusunda birkaç yerden bahsetmişti, bunlardan biri de burasıydı, biz de deneyelim dedik ve hem çok lezzetli hem çok çeşitli pizzalara doyamadık 🙂 Bir de ilgili ve şirin çalışanları bizi cezbetti. Çek birası ile birlikte pizzanın birçok çeşidini denedik, sıra sizde 🙂

IMG_7174

Karnımızı doyurduktan sonra eski kent meydanını turlayarak yürüyüş yapıyoruz aynı zaman da hediyelik eşyacıları geziyoruz. Sonsuz bir pazarlık güçleri var haberiniz olsun. Yöresel şeyler yemek isterseniz de gulaş çorbası içebilirsiniz. Birçok restoranda adı geçiyor.

Meydan da turlarken Prag’a özgü siyah faytonları seyrediyoruz. Yazın gelip meydan da boş boş oturmanın ne güzel olacağını hayal edip metroya doğru yola koyuluyoruz. Yarın Prag’da ki son günümüz. Bu günü de Terezin Toplama Kampı (Theresienstadt)’na ayıracağız.

IMG_7113 IMG_7136

Prag’da 3. ve son günümüz. Şehre 1 saat uzaklıktaki Terezin’e, binlerce yahudinin nelere maruz kaldığını görmeye gidiyoruz. Yapılan insanlık dışı uygulamaları hep okuduk, soykırıma dair çeşitli filmler izledik, bu katliama dair iyi kötü bilgimiz var ama yerinde görmek, o koğuşlara girip çıkmak, avlularda gezinmek, müzedeki fotoğrafları incelemek can yakıyor gerçekten…

Otel resepsiyonundaki bayan hangi metroda ineceğimizi, indikten sonra kaç numaralı otobüse bineceğimizi güzelce tarif ettikten sonra (üzerinden uzunca bir süre geçtiği için ben hangi metro hangi durak ne yazık ki unuttum ama otelinizden öğrenebilirsiniz) kolay bir şekilde ulaşımı gerçekleştiriyoruz.

Terezin Kampı aslında toplama ve dağıtma kampı olarak kullanılan; bir diğer kamp olan Auschwitz’e götürülecek yahudilerin geçiş noktası sayılan, şartları (!) diğer kamplara kıyasla daha iyi sayılan bir kamp… Biz burayı gezdikçe siz de fotoğrafları gördükçe daha kötüsünü hayal bile edemeyeceksiniz emin olun. 1941’de gestapoların eline geçen bu alanda 300 civarı yahudi aileleriyle birlikte buraya yerleştirilme vaadiyle kampın yapımında çalıştırılmış sonra ise bir diğer kampa yollanarak zehirli gazla öldürülmüş.

Kamp 1942 yılında Çekoslovakya bölgesinde yaşayan yahudiler için mezar olmuş, kampa alabileceği nüfusun neredeyse 8 kat üzerinde insan getirilmiş ve insanlık dışı bir yaşama maruz bırakılmışlar.

nazi 1

Kampın girişinde büyük bir mezarlık var, mezarların bazılarının sahibi var, bazıları ise tanınmayacak halde olduğundan isimsiz olarak defnedilmiş. Bu soykırımda hayatlarını kaybeden insanlar için bir anıt da bulunuyor.

IMG_7185 IMG_7186

Mezarlık bile başlı başına can sıkmaya yeterken, burada yaşananları düşünmek psikolojimizi alt üst ediyor. Türkçe broşür alıp suspus olmuş halde moral bozukluğuyla kampa giriş yapıyoruz.

1945’te Rus ordusu kapma gelene kadar türlü insanlık dışı uygulamalar, salgın hastalık ve açlıktan dolayı bir sürü insan zaten hayatını kaybetmiş. Avlunun girişinde ‘Çalışmak Özgür Kılar’ yazısı oldukça ironik, tiksinerek bakıyorsunuz!

IMG_7195Aşağıda kampa ait birçok fotoğraf göreceksiniz. Nemli, soğuk ve daracık odaları ve bu odalarda insan kapasitesinin üstünde onlarca insanın sıkış tepiş kaldıklarını düşündükçe biz utanıyoruz. Banyoya bakıyoruz… İnsanlar buraya çıplak bir biçimde sokulup 1 dakikada soğuk duş alıyorlarmış. Ayda bir dezenfekte edilen kıyafetler nemli nemli geri giydiriliyor ve insanlar tekrar rutubetli odalara geri gönderiliyormuş. Ayna ve lavaboları göreceksiniz, burası ise hiç kullanılmamış, sadece modern bir kamp havası göstermek için yapılmış. 
nazi 4

nazi 2

Daracık odalarda onlarca insanı üst üste hapsederken, daracık camdan gelen güneş ışığı bile bazen yasaklanıyormuş. Kurallara uymayan insanların kapatıldıkları zifiri karanlık hücreleri göreceksiniz. Biz sadece başımızı uzatıp şöyle bir bakıyoruz sinirlerimiz harap olmuş halde… 
nazi 6

IMG_7250

Yukarıdaki fotoğrafta diğer insanlara ibret olsun diye, cezalı, kurallara uymayan ya da kaçmaya çalışan insanların yan yana dizilip kurşuna dizildiği alan… Bazı isimler de Türkçe ad soyadlar da göreceksiniz, sünnetli olduklarını görünce yahudi sanılan bu insanlar da burada öldürülmüş.

Aşağıdaki fotoğraflarda komutanların alanı sayılabilir, çalışma ve toplantı odaları gibi ziyarete açık yerler var. Gardiyanların ise yüzme havuzlu lojmanları var ama fotoğraf çekmeye gerek görmüyorum.

nazi 3

Kapalı alan fobisi olanların giremeyeceği daracık tünelden geçip toplu idamların veya kurşunlamaların yapıldığı alana çıkıyoruz. Tek tek idamla can almak zorlarına gitmiş ki sonra topluca kurşunlama katliamına geçilmiş.

nazi 5

Yahudi katliamıyla ilgili hiçbir bilginiz yok diyelim, tüm bu alanlar belki tiyatro sahnesi gibi geldi gözünüze ya da öyle böyle kafanızda canlandırmaya çalıştınız. Kampın sonundaki müzeye geldiğinizde ise artık son damla oluyor. Burada bu kampta yaşamış, hayatını kaybetmiş, sağ kurtulabilmiş insanlardan toplanan anılar ve eşyalar sergileniyor… Şimdi yazarken bile tüylerim ürperiyor… İnsanların ailelerine yazdığı mektuplar, günlükleri, kıyafetleri, gardiyanlardan sakladıkları daha doğrusu saklayabildikleri özel eşyalarını burada görüyorsunuz. Bir deri bir kemik kalmış insanların fotoğrafları gördükçe siz insanlığınızdan utanıyorsunuz. Aşağıdaki heykel ise her şeyi anlatıyor aslında…

IMG_7238

 

 

 

Bir Cevap Yazın