SAFRANBOLU-AMASRA

IMG_8802

Safranbolu’ya hoşgeldiniz. Lise arkadaşlarım Cemile ve Özge (kendilerine buradan sevgiler) ile ‘bacılar’ grubumuzu, ben evlendikten sonra Okan’ı da dahil edip ‘Bro ve Bacılar’ olarak yeniden yapılandırdık 🙂 Ve Bro ve Bacılar olarak Okan’ın yaş günü vesilesiyle evde durmayalım, yeni yaşa yollarda girelim dedik. Haftasonu kaçamağı yapacağımızdan Safranbolu ve Amasra’da karar kılıp yola koyulduk.

Cuma akşamı iş çıkışı yola çıkıp ortalama 5 saat sonra Safranbolu’ya vardık. Booking’den ayırttığımız konak tarzı pansiyonumuzu bulup yerleştik ve dinlenmek üzere odalara çekildik. Herkes hali hazırda dinleniyorken ben size biraz Safranbolu’dan bahsedeyim 😉

Osmanlı döneminde kültürel ve ekonomik anlamda ön plana çıkan Safranbolu, kervanların geçiş yolu üzerinde de yer aldığından bölge ticaretine de katkı sağlamış. UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne alınan ilçe, kültürel mirası da en iyi şekilde koruduğundan dolayı ‘Dünya Kenti’ ünvanını da almıştır. Safranbolu Belediyesi’nin sitesinde gitmeden önce araştırma yaparken ‘tüm ülkede bulunan yaklaşık 50 bin kadar korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının yaklaşık 1500’ü Safranbolu’da yer almaktadır’ bilgisine rastlamıştım. Dünya Miras Listesi’ne alınması başka türlü açıklanamazdı herhalde.

Meşhur Safranbolu Evleri ise geçmişten günümüze ayakta kalmış, tarihi dokusu, kültürel mirası ile ilçenin en önemli sembollerini oluşturmakta. Çoğu ev yasal koruma altındaymış. Özellikle Osmanlı’dan kalan konakların yanı sıra, hamam, cami, çeşme ve hanlar görülmeye değer…

İlçenin ismi ise yetiştirmesi son derece zahmetli ama bir o kadar kıymetli ‘Safran’ çiçeğinden gelmekteymiş. Safran, dünyanın en pahalı baharatı sayılan bir bitki olmakla birlikte, en kalitelisi burada yetişmekteymiş. Kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilme özelliği bulunduğundan; ilaç, gıda, kozmetik gibi sanayilerde önemli bir hammadde sayılıyor. Sokaklarda gezinip safranlı lokumları tadarken bu ek bilgi aklınıza gelsin, bol bol lokum alın 🙂

Evet bu kısacık tanıtımdan sonra başlayalım bu şirin ilçeyi gezmeye! Kahvaltımızı ettikten sonra ilk önce 8 km uzaklıktaki Bulak (Mencilis) Mağarası’na doğru yola koyulduk. Okan mağaralara bayıldığından ilk önce onun istediği olsun dedik 🙂 Bu mağara Türkiye’nin 4. büyük mağarasıymış. Yaklaşık 6 km uzunluğunda olduğu yazıyordu ama 400 m’si ziyaret edilebilir durumda. Biz de bir yamacın kenarındaki dik merdivenlerden çıkarak mağarayı gezdik, sizin de vaktiniz var ise görün derim 😉

Hazır arabayla yola çıkmışken yakın mesafedeki yerleri de görelim diyerek Tokatlı Kanyonu’na uğradık.  İncekaya Su Kemeri’ni fotoğraflayıp kanyonda az da olsa yürüyüş yaptık.

kanyon

60 m yükseklikte ve 116 m uzunluğundaki Tokatlı kanyonun üzerine yapılan su kemeri 19.yy’da yapılmış. Kentteki çeşmelere dağıtılan su, bu kemerden geçiyormuş. Hemen aşağısında yer alan Tokatlı kanyonuna da merdivenlerden inerek ulaşabilirsiniz. Giriş ücretli ama öyle verilmeyecek ücretler değildi, 3 TL filandı 😉 Burada trekking, at binme, paintball gibi etkinliklerin yanı sıra piknik de yapılabiliyormuş. Yürüyüş parkuru internette araştırdığım üzere 9 km uzunluğundaydı, yaklaşık 2 saat boyunca yürüyerek Safranbolu çarşısına çıkabileceğiniz söyleniyor. Fakat hem vaktimiz kısıtlı hem de buraya arabayla geldiğimizden belli bir yere kadar yürüyüp geri döndük ve aşağıdan fotoğrafını çektiğimiz ‘Cam Teras’ı görmek üzere tekrar yukarı tırmandık.

IMG_8729

IMG_8744

IMG_8745

Cam Teras’a gelip bu sefer de kanyonu yukarıdan seyrettik, çok çok etkilendiğim söylenemez ama sağlam yapıldığı belli, bastığınız yerden 70 m aşağısı seyretmek ilginç olabiliyor tabi. Yalnız bu terasa da ayak basmak ücretli, burası da 3 TL filandı ama bence para alınması gereksiz bir yerdi. Ne yazık ki Safranbolu’da turizmi iliklerine kadar yaşayan bir ilçeye dönüşmüş. biraz daha kanyonu seyredip fotoğraf çektikten sonra, Cam Teras’ın girişindeki kafede meşhur ‘Bağlar Gazozundan’ içip Cemile Bacı’nın yolluk adı altında getirdiği elmalı pastalardan yiyip soluklandık 🙂

Safranbolu civarında gezeceğimiz yerleri bitirdikten sonra pansiyonumuza arabamızı park edip artık ilçeyi turlamaya başladık. Yalnız 2 şey belirteceğim: 1. çok ama çok güzel konaklar var fakat hemen hemen hepsi otele çevrilmiş durumda, 2. ise ilçenin bence gece görüntüsü, gündüz ki halinden çok ama çok daha güzel 😉

Çarşıdaki hemen hemen her dükkandan tepsi içinde uzatılan lokumlardan tada tada İzzet Paşa Camisi’ne geldik. Tamamen kesme taştan yapılan caminin mihrabın üzerinde padişah III. Selim’in tuğrası bulunmaktaymış. Biz caminin içini gezmedik. Avlusunun içinden geçerek demirciler çarşını gezdik. Demirciler çarşı derken bir sokak boyunca yan yana dizilmiş dükkanları göreceksiniz. Yüzyıllar boyunca demirciler bu çarşıda orduya kılıç, bıçak ve silah yapmışlar. Sıcak, soğuk demir işçiliğinin yanı sıra  çarşı içerisinde  bakır ve kalay işçiliği de sürdürülmekte.

IMG_8755

IMG_8757

ilçenin içi küçücük olduğundan bir geçtiğiniz yerden defalarca geçmeniz mümkün. Sokaklar orijinalliğini koruyor, yerler Arnavut kaldırımları gibi ve ayrıca meyilli… Seli ve su taşkınlarını önlemek için eskiden böyle yapılmış ve ne güzel ki doku korunmuş. Yalnız şunu belirtmeliyim ki yerli turist fazla, yabancı turist (tabi ki Japonlar) daha fazla… Biz mi çok geç kalmışız Safranbolu’yu gezmeye acaba?

Bizler de turistleri izleyerek, dükkanları gezdik ve arada lokumlardan birkaç ağzımıza atarak Cinci Han’a doğru ilerledik. Cinci Han, 1600 yıllarda Anadolu Kazaskeri Cinci Hoca tarafından yaptırılan, giriş kapısı, kilit ve anahtarı; Türk demir işçiliğinin örneklerinden sayılan, 2 katlı ve 62 odalı bir yapı. Tüccarlar ticaretin merkezi olan Safranbolu’da konaklama, yeme içme gibi ihtiyaçlarını Cinci Hanı adı verilen bu yerde 3 güne kadar bedava karşılıyorlarmış. Eski çarşının içinde yer alan han, şu an 25 odasıyla otel ve restaurant olarak kullanılıyor. Hemen yanında hamam da yer almakta. Han çok güzel ama kişisel fikrim iç dizaynı hanı yansıtmadığı şeklinde…

cinci han

Han’dan çıktıktan sonra, fırın ama önünde masa sandalye olan bir yere oturduk ve şu geleneksel simitlerden yiyelim dedik. Hadi bunca yoğun turist kalabalığında misafirperverlik beklemiyorduk ama simitleri de bir ısıtıp getirseler iyi olurdu. Fazla turist olmasının ya da yöre halkının bunun benimsemesi bazen iyi olmuyor sanırım. Sıkılmışlar gibi bir izlenim edindim ben ya da fazla mı alınganım ne 🙂

Buradan Eski Hükümet Konağı (Kent Tarihi Müzesi’ne) tırmanmaya hazırlanırken, Cinci Hamam’ın az ilerisinde, sol tarafta rehber eşliğinde şehir turu yaptıran şirin tur araçlarına rastladık. ‘Bir kere geldik binelim ya’ dedik ve kişi başı 15 TL gibi bir ücret vererek ilçenin eski yerleşim kısmını üniversite de okuyup ek iş yapan rehberimizle gezdik. Gezdik gezmesine de aklımızda çok yer ettiği söylenemez yani ‘iyiki binmişiz ya’ diyemedik açıkçası. Yine de hakkını yemeyelim, tarihi çeşmeler, eski konaklar ve pek çok yapı hakkında bilgilendirilmiş olduk. Jest olarak da müzeye kadar bıraktı bizi rehberimiz 🙂

araba turu

Kent Tarihi Müzesi ise Safranbolu’da en beğendiğim yer olabilir. 1976 yılına kadar hükümet konağı olarak kullanılan yapı, bir  yangın sonucu kullanılmaz hale gelmiş ve 2006 yılında ise müze olarak hizmete açılmıştır. Çok bilgilendirici ve başarılı bir müze olmuş bence. İlçenin tarihi, konakları, yapısı, halkın yaşayışı ve kültürü çok güzel anlatılmış. Eski fotoğraf sevenler özellikle ziyaret etmeli. Müzenin hemen arka tarafında ise 1797 yılında yaptırılan Saat Kulesi yer alıyor. 20 metre yüksekliğindeki Saat Kulesi, Anadolu’da yapılan ilk saat kulesiymiş. Ayrıca Türkiye’de bir benzerinin olmaması en önemli özelliğiymiş; çünkü, saati çalıştıran mekanizma, dünyada sayılı saat kulelerinde kalmış artık. Tarihi saat kulesi, müze ile beraber gezilebiliyor. Siz de hem gezin hem de Safranbolu manzarası seyreden kuleden 🙂

Müzeden çarşıya geri dönüp Arasta Yemeniciler çarşısını turladık. Yan yana dizilmiş 48 ahşap dükkandan oluşan çarşıyı Köprülü Mehmet Paşa 1661 yılında yaptırmış. Yemeni adı verilen el yapımı deri ayakkabıların yapıldığı eski bir lonca çarşısı burası. Arasta kelimesi, çarşılarda veya alışveriş bölgelerinde aynı işi yapan esnafın bir arada bulunduğu yer anlamına geliyormuş. Bu nedenle de çarşı Yemeniciler Arastası olarak adlandırılmakta. Bugün hala hediyelik ürünler, el yapımı eşyalar hatta halılar satılıyor. Bir şey almasanız bile akşam yemekten sonra meşhur kahvesine gelip müzik dinleyerek közde pişen türk kahvesini içerek eğlenin derim. Hatta bir ara kalkıp oynadık 🙂

akşam eglence

Gece eğlencesinden sonra Hıdırlık Tepe’sine çıkıp eski Safranbolu evlerini izledik. Bu tepe Türklerin Safranbolu’ya geldiklerindeki yerleştikleri ilk yermiş. Bayram namazları burada kılınmış ve Hıdırellez kutlamaları burada yapılmış. Gece buraya çıkmadan ve manzarayı seyretmeden geri dönmeyin derim; çünkü, başta da dediğim üzere Safranbolu gece ayrı güzel derken ne demek istediğimi anlayacaksınız 😉

IMG_8868

Safranbolu’da dolu dolu bir Cumartesi geçirdikten sonra Pazar sabahı sıkı bir kahvaltı edip harika yollardan geçerek 1,5 saat içerisinde Amasra’ya vardık.

IMG_8896

Fatih Sultan Mehmet, 1400’lü yıllarda Cenevizliler’in elinden almak için Amasra’yı fethetmeye geldiğinde şehri o kadar beğenmiş ki şehre zarar vermek istemediğinden direk kale anahtarını istemiş 🙂 Biz de arabayı arka sokakların birine park edip meydana, meydandan da iç kısımlara doğru ilerleyerek ‘ağlayan ağaç’a doğru ilerledik. Ağaç bahane manzara şahane sloganıyla ilk oradan başlayalım dedik. Zaten gittiğinizde göreceksiniz burası çok ama çok küçük bir yer.

IMG_8916

IMG_8922

Tepeye doğru ilerlerken, Kemere köprüsünde Tavşan Adası’na doğru bol bol fotoğraf çektik. Tavşan Adası’nda Cenevizlilerden kalma kalıntılar olduğu söyleniyor ama tekne turu olmasına rağmen adayı gezme gibi bir imkan yok. Sahil tarafından binilen teknelerle adayı turlayabilirsiniz sadece. Adı da burada yaşamakta olan tavşanlardan geliyor 🙂 Ağlayan Ağacın olduğu yerde dürbünlerle tavşanları da izleyebilirsiniz.

IMG_8924

Ağlayan ağacın aslında ağlamadığını görerek (yılda 2-3 defa İlkbahardaki nemi dışarı yansıttığı zaman yüzeyinde damlalar oluşuyormuş sanırım) tepeye tırmanıp manzarayı seyrettik. Geldiğimiz yoldan geriye dönüp bu sefer iç kesimlere yöneldik ve kaleyi gezdik. Kaleden manzaraya karşı fotoğraf çektik. Amasra’daki en popüler aktivitemiz fotoğraf çekmekti zaten 🙂

IMG_8937

Romalılar, Bizanslılar ve Cenovalılar tarafından el değiştiren kale, ortaçağdan bugüne yıkıntılarla da olsa varlığını sürdürüyor. Kalenin sahile bakan kısmından merdivenlerle inerek, Çekiçiler Çarşı’sına uğradık. Bir dar sokak boyunca yan yana sıralanmış hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Çekiçilik ağaç oyma ve süsleme sanatı demekmiş, adından da tahmin edebileceğiniz üzere bu çarşıda ağaçlardan yapılan el sanatları ürünleri bulmanız mümkün.

Sıra geldi Bro’nun doğum gününü kutlamaya 🙂 Daha önce buraya geldiğimde Mustafa Amca’nın yerinde ‘dünyanın en lezzetli balığı’nı yemiştim. Bu sefer kıyaslama şansım olsun diye grubun da onayıyla bir yanındaki balıkçıya girdik. Burası da diğer yer gibi çok başarılıydı, zaten ilçenin geçimi balıkçılık olunca, sabah tutup öğlen pişiriyorlar. Bir de tazeliği ispat etmek için üzerine ballı yoğurt imkan ediyorlar daha ne olsun. Ha bir de olmazsa olmaz Amasra Salatası’nı mutlaka ama mutlaka yiyin. Balığın üstüne Bro’muz canımız diyerek Özgeciğimiz sağolsun Amasra’da hemen bir pastacı buldu ve Okan’a da jestimizi yapmış olduk. Okan mutlu biz mutlu, ‘amaaaan ya kim gidecek şimdi yarın işe?’ yakarışlarıyla Eskişehir’e doğru yola koyulduk.

IMG_8958

Bir Cevap Yazın