ZÜRİH

Zürih, İsviçre’nin vitrini, ülkenin en büyük şehri, bankacılık başkenti, birçoğumuzu pahalılığı ile  şaşırtan asil şehir… Zürih Gölü’nden ayrılan Limmat Nehri’nin 2 yakasına kurulan şehre gelince medeniyeti iliklerinize kadar hissedeceksiniz! Bu arada İsviçre’nin başkenti Bern, Zürih değil, hani biz İstanbul ile Ankara’yı karıştıranlara sinirleniyoruz ya ondan bu bilgi burada bir dursun 🙂

Colmar’dan Zürih’e, kiraladığımız aracımız ile otoban yerine (40 frank veririm derseniz otobanı seçebilirsiniz tabi:)) köy, kasaba yollarından geldik ve dağ eteklerine kurulmuş çiftliklerin arasında geze geze harika manzaralara tanık olduk.

Zürih’i kendiliğimizden, internetten araştırdığımız bilgiler doğrultusunda gezdik diyebilirim; çünkü, günlerden Pazar günüydü, dolayısıyla her yer kapalıydı. Şans eseri İstasyonundan önünden geçerken ‘aaaa istasyon, ana cadde hemen buranın önünde başlıyor, göle kadar uzanıyor’ çığlığı attıktan sonra, en yakın otoparka arabımızı bırakıp istasyondan başladık şehir turuna.

Bahnhofstrasse, şehrin en işlek caddesi olarak biliniyor, cadde istasyondan başlayıp Zürih Gölü’ne kadar uzanıyor. mavi tramvayların geçtiği caddede mağazalar sağlı sollu uzanıyor.

Caddede uzunca bir yürüyüş yaptıktan sonra usulca ara sokaklara göz attık ama göle ulaşmak önceliğimiz olduğu için sokakları sona bıraktık. Göle yaklaşırken bu cadde üzerindeki Paradeplatz’da çikolata dükkanının çok meşhur olduğunu okumuştum. Malum İsviçre, peyniri, saatleri, dakikliği, parası eh tabi bir de çikolatası ile ünlü 🙂

Uzun yeşil kubbeli 13.yy’dan kalma Gotik Fraumünster Kilisesi şehrin her yerinden görülüyor. Sanatçı Marc Chagall’ın 5 adet vitray penceresi bulunuyormuş kilisede.

Bahnhofstrasse’yi nihayet baştan sona gezip göle ulaşıyoruz. Vaktiniz var ise göl turu yapabilirsiniz. Biz gölün kenarında oturup ördekleri beslemeyi, dinlenmeyi tercih ettik 🙂

Zürih Gölü, burada yaşayanların soluk aldıkları bir yer sanırım, yılın çoğu gününde serin olan bu şehir, havanın güneşli olduğu günlerde gölün yanında dinlenmeyi tercih ediyorlar.

Biz de gölün yanında yedik, içtik, ördekleri besledik, dinlendik. Daha da otururduk ama daha Almanya’da Bodensee gölüne gidecektik, Mainau Adası’nı gezecektik. Zürih konaklamak için çok pahalı olduğu için Zürih’te konaklama yerine Meersburg’da kalırız hem de Bodensee Gölü’nü gezmiş oluruz dedik.

Pahalılık deyince geçenlerde Zürih’e daha önce giden bir iş arkadaşımın dediğini aktarıyorum sizlere: Zürih’te bir Türk garsonla tanışmışlar, ayda 7000 Frank kazanmasına rağmen zar zor geçiniyorum demiş. Hemen Türk Lirası kaç Frank hesaplıyoruz filan ama 100 g kirazın 8 Frank’a satıldığı bir şehir burası. Hatta İsviçreliler, haftasonları Almanya’ya geçip buradaki marketlerden alışveriş yapıyorlarmış, sınırdan geçirilen etlere kota gelmiş 🙂  Her yıl devlete ödenen vergiler de bir hayli fazlaymış. Dışı bizi yakıyor içi onları yani 🙂

Göl kenarından ayrılıp Limmat Nehri’nde hatıra fotoğrafımızı çektirdik ve nehrin kenarında yürümeye başladık. Korna sesi yok, yaya yoluna daha adım atmadan arabalar sizi beklemeye başlıyor. Bisikletlilere saygı var, insanlar saygılı daha ne olsun. Şehri hayran hayran seyredip yürüdük.

Nehir üzerinde birçok tekne gördük ama henüz sezon açılmamış sanırım bot gezisine denk gelmedik. Kışın kayak merkezi sayılan İsviçre’de yaz Temmuz’dan önce gelmiyor sanırım 🙂

Tüm tarihi yapılar Limmat Nehri’nin 2 yakasına sıralanmış desek yanlış olmaz sanırım. Yeşil kubbeli Fraumünster Kilisesi ve kulesinde Avrupa’nın en büyük saati (çapı 8,7 m imiş) bulunan St. Peterskirhe yan yana bulunuyor. Hemen karşılarında ise mutlaka kulesine çıkmanızı önerdiğim Grossmünster var.

Grossmünster’in yapımına  1520’li yıllarda başlanmış, İsviçre-Alman Reformu’nun ana kilisesi olarak kabul ediliyor. Bir ara kulesine çıkıp çıkmamakla tereddüt ettik ama sonra çıktığımız hiçbir kuleden pişman olmadığımızı düşündük. Başladık tırmanmaya :)Sonuç aşağıda: Zürih manzarası! 

Manzarayı doya doya seyredip fotoğrafladıktan sonra, sıra ara sokakları keşfetmeye geldi. Fakat, yağmur da ben geliyorum diyordu. Aceleyle Grossmünster’in arka sokaklarına hızlıca göz attık. Basel’de ki gibi dar ve soft renkli sokaklar burada da var 🙂

Ne yazık ki bardaktan boşanırcasına yağmur başladı ve kapalı bir yerde akordeon çalan bir amcamız eşliğinde 45 dakikaya yakın yağmurun dinmesini bekledik! Ama ne yağmur, göz gözü görmüyordu, baktık yağmur biraz yavaşladı koştura koştura arabamızı bulduk. Ara sokakları ve diğer meşhur kiliseleri gezemedik 🙁 Ama Zürih ve asilliği hakkında genel bir bilgimiz olmuş oldu. Darısı sizlerin başına, bol güneşli Zürih gezilerine olsun 🙂

 

 

 


 

Bir Cevap Yazın